fcking.jpg

​END OF THE F***ING WORLD

      GÖZDE 'MİAFİTZ' DEMİRAL   

miafitz.png

İki insanın hayatının kesiştiği ve her şeyin umulmadık bir şekilde ilerleyip hayatların değişmesi... Evet, birazdan bahsedeceğimiz hikaye, standart bir gençlik dizisi gibi gözüken fakat farklı açılardan incelendiğinde, tamamen bambaşka boyutlara uzanan ve klişelerin bir çoğundan uzak, kara mizah içeren bir hikaye olacak. Geceleri genellikle gençlik dizileri izleyip bu şekilde uyumayı tercih eden biri olarak tamamen eşleşme oranıyla denk geldiğim ve bir göz atayım diyerek başladığım ve aynı zamanda soluksuz izleyip bitirdiğim bir dizi oldu. Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlama olan dizi aynı zamanda bir İngiliz dizisidir ve şimdilik 8 bölümden ve her bölüm 20 dakikadan oluşuyor. Dizinin adı her ne kadar gerçekten dünyanın sonu gibi algı oluşturabilecek bir hikayeye sahip olduğunu gösteriyor olsa da aslında tamamen metaforik bir şekilde kullanılmış. Bana kalırsa dizinin adı iki gencin artık umursamazlık boyutlarının üst seviyelerde olması, kaçıp gitme arzuları ve onlar için dünyanın sonu olduğunu belirtmek amaçlı seçilmiş. Alınan gitme kararıyla birlikte bir belirsizlik ve çok kötü olduğuna inandıkları hayatlarının daha ne denli kötü bir hal alabileceğine dair fikirlerinin olmaması da etkili olabilir. Bu ikili için Bonnie and Clyde benzetmesini de yapabiliriz. 

Hikayemiz asıl olarak Alex Lawther'ın canlandırdığı James karakteri ile Jessica Barden'ın canlandırdığı Alyssa karakterlerinin hayatlarının kesiştiği noktada başlıyor diyebiliriz. Bu iki başrol karakterimiz, birbirinden farklı açılardan benzer olarak değerlendirebileceğimiz ve farklı sebeplerden bir araya gelmiş karakterler. Bana kalırsa daha çok Alyssa James'i hayatına almayı tercih etti diyebiliriz. James, annesinin ölümünden sonra babasıyla birlikte yaşamaya devam eden, çocukluğundan itibaren çeşit çeşit hayvanları öldüren ve her birinin çıkardığı sesi hatırladığını söyleyen ve bunun bir yerden sonra ona yetmediğini düşünüp artık bir insan öldürme içgüdüsü olduğunu düşünen, kendine psikopat olduğunu kanıtlama isteğiyle yaşayan ilk karakterimiz. Alyssa ise annesi, üvey babası ve kardeşleri ile yaşıyor. Üvey babasının tacizlerine maruz kalması, annesinin görüp susması, evde yokmuş gibi davranılması, görünmez yerine konması, başlıca gitme ve kendini dış dünyaya kapatma isteğini güçlendirmiş sebepler. İki karakterimiz de oldukça "zor" çocukluk dönemi geçirmiş, suç eğilimleri olan karakterler. Bir noktada birleşmeleri üstüne James, Alyssa'yı öldürme planları kurarken, Alyssa'nın James'i babasının arabasını çalıp kaçmaları konusunda ikna ediyor ve her şey kaçmalarından sonra değişmeye başlıyor diyebiliriz. Kendilerini keşfetmeleri, yaşadıkları yalnızlığı ve hissizliği birlikte paylaşıp bunların değişimi ve birbirleriyle kurmaya başladıkları bağ çok güzel bir yol ile izleyiciye geçiyor. Diziyi benim gözümde bu kadar çekici hale getiren ise karakterlerin motivasyonları ve hikayenin tamamen doğal, abartısız işlenmesi, hislerin ve düşüncelerin değişim içerisinde olup, kendilerini tanımaya başlamaları. Bu iki karakterimizin yanı sıra, yan karakterlerin de diziye çok güzel oturduğunu ancak bazı noktalarda ailelerini daha çok görmeliymişiz hissi verdiğini düşünüyorum. Dizinin beni en çok etkileyen sahnelerinden bir tanesi, kaçışlarından sonra bir evin camını kırıp içeri girmeleri ve orada hiçbir şey yokmuş gibi zaman geçirmeleri olabilir. Genelde dans sahneleri beni en çok etkileyen sahneler olur, bu dizide de Alyssa ve James'in o evde dans etmeleri çok güzeldi ve tabii ki sonrasında gerçekliğin yüzümüze vurulması ve asla hikayenin iyi devam etmeyeceğinin de bir göstergesiydi bana kalırsa. Her şeyin ne kadar sarpa sardığını, geri dönülmeyecek şeyler yaşandığını, her şeyin daha da kötüye gittiğini, yollarının ayrılma raddesine geldiğini, kendilerinde inandıkları şeylerin öyle olmadığını gördüklerini ancak bir noktada daha çok bağ kurduklarını görebiliriz. 

Dizideki atmosferin ve diziyi daha da üst seviyeye taşımış olan renk skalasının tamamen karanlık ve depresif olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Gerek kullanılan dil ve diyaloglar, gerek içindeki psikoloji ve vahşet eğilimleri bir araya geldiğinde dizinin atmosferini tam olarak bizlere özetliyor. Diziye başladığımızda ilk beş dakika içerisinde gördüğümüz şey James'in insan öldürme arzusundan bahsetmesi ve akabinde Alyssa'nın gökyüzüne bakarken kendi kendine konuşurken söylediği kısmi depresif cümleler bizler için yeterince iyi ipuçları da oluşturuyor. Eğer Wes Anderson filmleri izlemeyi seviyorsanız bu dizi size çok fazla Anderson filmlerini andıracaktır. Wes Anderson'dan ilham aldıkları belli. Yeni yeni aşina olan okurlar için dizimizi soğutmadan ufacık Wes Anderson'dan ve filmlerinde ne barındırdığından bahsedeyim. Anderson, filmlerinde kullandığı simetrik ve kuş bakışı sahneleriyle, aynı zamanda filmlerinde ağırlıklı olarak pastel tonlarda renk kullanımı yapan oldukça başarılı Amerikan bir yönetmen. Daha iyi anlayabilmek adına sizlere Tenenbaum Ailesi ve Büyük Budapeşte Oteli isimli iki filmini önerebilirim.  Dizimize devam edecek olursak End of the Fucking World'de aynı zamanda detay olarak çekilmiş sahneler oldukça fazla. Jessica Barden'ı daha önce rol aldığı The Lobster filminden hatırlayanlar da olacaktır elbet, dizide yansıtılan duyguların The Lobster ile benzer olduğunu, abartıdan kaçıldığını göreceksiniz. Abartılı aşk cümlelerinden ve yapaylıktan oldukça kaçılmış.

spsa.png

Evlerine zorla girdikleri adamın salonunda adamın eşyalarını karıştıran James, adamın aslında pedofili, kadınlara şiddet uygulayan bir tecavüzcü olduğunu, adamın tecavüz ettiği kadınların çektiği fotoğraflarını bularak öğreniyor. Adamın eve gelmesiyle birlikte James Alyssa'nın uyuduğu odaya gidip yatağın altında saklanıyor ve adam odaya girince Alyssa'yı görüp ona tecavüz etmeye kalkınca James yatağın altından çıkıyor ve adamı öldürüyor. İşledikleri ilk cinayet bu oluyor ve James orada aslında psikopat olmadığını ve insan öldürmek istemediğini keşfederken adamın etrafında yayılan kanın kalp şeklinde olduğunu veriyor bize dizi. Buradan aslında aralarındaki ilişkinin ve bize yansıtılan romantizmin ne kadar diğer dizilerden farklı olduğunu gösteriyor diyebiliriz.

Kadrajlarda karakterlerin genelde tam ortaya yerleştirilmiş olduğu da gözden kaçmıyor tabi ki bunun rastgele bir şekilde yapılmadığını söyleyebiliriz. Karakterleri tanıtırken isimler kadrajda ortalanmış bir şekilde gözüküyor. Bu tarzı çizgi romandan çok koparmak istemediklerini düşünüyorum. Çizgi romanda da isim ortalanmış bir şekilde ve karakterler için önemli anlarda karakterler ortalanmış şekilde çizilmiş. Bir yandan bana karakterlerin direkt olarak anlarına daha çok dahil olmamız için yapılmış gibi hissettirdi ve bazı sahnelerde Alyssa ve James aynı kadrajda olmalarına rağmen bir tanesinin spesifik olarak odaktan çıkarılması ve daha karanlıkta bırakılması gibi detaylar da var, genelde tartıştıkları sahneler için böyle diyebiliriz. 

Dizinin müzikleri ve sesler ise mükemmele yakın diyebiliriz, bence bir filmin ve dizinin duygularını, hikayeyi izleyiciye geçiren en önemli etken sesler ve müziklerdir. Her şarkının yerinde kullanılmış olması ve her duyguyu olması gerektiği gibi aktarmış olması bu diziyi benim için mükemmele yaklaştırmış unsurlardan bir tanesi. Sanki üzüldüğümüzde, sinirlendiğimizde veya mutlu olduğumuzda gerçekten açıp o şarkıları dinlermişiz gibi bir gerçeklik hissiyatı veriyor. Özellikle Mazzy Star'a yer verilmiş olması detayı da oldukça hoşuma giden bir detay oldu. 

İtiraf etmek gerekirse, birçok insan için aşırı rahatsız edici olan pedofili, tecavüz, kan, ölüm gibi her unsura sahip bu diziyi gerçekten anlamaya çalışarak ve kendinizi vererek izlerseniz çevrenizden veya kendinizden parçalar bulabileceğiniz, yeri geldiğinde empati kurabileceğiniz, üzüleceğiniz, bir sürü şeyi sorgulayabileceğiniz, doğallıktan uzaklaşmadığını göreceğiniz ve yer yer müzikleriyle, yer yer diyaloglarıyla dizinin içinde hissedeceğiniz bir dizi. Gördüyseniz ve bir an bile gözünüze takıldıysa mutlaka şans vermenizi öneririm. Bence, özellikle melankolik hissettiğiniz gecelerin birinde izlemelisiniz.